Now Playing Tracks

thecranberriess:

içinde kaybolacak şeyler arar çoğu insan kendine. kimisi için bir beden kafidir. böylesiyle hergün karşılaşıyorsun. asıl mesele şu ki.. arayışın umutsuzluk noktasında olmalı. nasıl söylenir bu.. hani, tam vazgeçecekken, artık yorgun düşmüşken denemelerinden yukarıya kocaman gözlerle bakar ve haykırırsın ya, ”Tanrım! bir işaret?” diye. o noktaya gelemeden elde ettiğin herşey basit kalacak. şu an için anlayamayacak kadar iyimsersin. 

unutma; sürünecek bi yol hep bulursun. ya dayanılmaz bir acıdır bu ya da ayağını yerden kesecek bir mutluluk. izin ver kendine, izin ver de acıdan kıvran. yoksa nasıl kıymet bilirsin? nasıl bilirler? hiç bildiler mi?

(via lostinlabyrinths)

Piç

siminya:

“piçler hakkında konuşmak, insanlara filmler ve haber bültenlerindeki felaket sahnelerini izlerken hissettiklerine benzeyen garip bir zevk verir. sözünü edebilecekleri konular tükendiğinde tanıdıkları piçlerin ne hale geldiklerini ve o hale nereden geldiklerini konuşurlar. çünkü sıfırdan hayatlarını yaratmış insanların hikayeleri kadar hayatlarından bir sıfır yaratmış olanlarınki de gösterişlidir. tabi içinde bulundukları şartlardan tatmin olmayan hırs sahibi insanlar piçler hakkında konuşarak kendilerini iyi de hissederler. çünkü piçlere kıyasla onlar daima iyi durumdadır. zaten piçlere kıyasla, ölüler ve sakatlar hariç herkes iyi durumdadır. sonuç olarak, mahvedilmiş hayatlar, yetenekler ve kaçırılmış fırsatlarla dolu yıllar hakkında konuşmak zevklidir eğer o hayatlar, yetenekler ve yıllar size ait değilse.”

                                                                            Hakan Gunday “Piç”

http://www.hakangunday.net/hakan-gunday-kitaplari.aspx?id=3

Bu yazıyı sadece Sayısalcılar okusun.

odediginfilmlerdeolur:

Her zaman “Sayısalı seçmek intihar’ın lise dilindeki karşılığıdır.” desem de, ben sayısalı severim.

Eşit Ağırlık, Sözel veya -çok istememe rağmen- Dil bölümlerini de tecrübe edip, sayısala tekrar dönmüş gibi bir izlenim bırakıyor ilk cümlem. Tabi ki baştan sona kadar hep sayısaldım ama demek istediğim daha farklı.

Bilmiyorum.

Olayları işlem bazında düşünürsün.

Çok çabuk sonuca ulaşmak istersin.

Kestirme yöntemler ararsın.

Çoğu zaman bütünün içindeki önemli bir parçayı sanki fosforlu kalemle işaretlenmiş gibi görebilirsin.

Yaşadığın her şeyi bilimsel bir gerçeğe dayandırmaya çalışırsın.

Tüm bu özellikler en iyisinden, en kötüsüne kadar tüm sayısalcıların içinde mevcut aslında.

Ve bütün bunları, hayatına uyguladığını düşünsene.

Bir sayısalcı olmanın getireleri hep bunlar. Bu düşünceye varıp, bu yazıyı yazmamın sebebi aslında tamamen alakasız bir şey.

Babannem ve annem yaprak sarıyorlardı. Yoğun ısrarlara dayanamayıp, ilk kez teşebbüslerin en büyüğünü göstererek masaya oturdum. Bana nasıl yapmam gerektiğini anlattılar.

Analiz ettim.

Verilenler; bir adet yaprak, bir miktar pirinç idi.

İstenen; düzgün bir şekilde, patlatıp çatlatmadan yaprağı pirinç etrafına sıkıca sarmaktı.

Sonuç, parmak kalınlığında bir yenimlik sarma olacaktı.

Gidiş yolu meşakkatliydi. Ama belirlenen teknikler doğrultusunda hareket edersen hata yapma riskini her sardığın yaprakta yüzde olarak düşürüyordun.

Ve bütün bunların hepsinin boşa gittiğini anladığın an, deneyi iptal edip- başarısız sarmayı ağzına atıp imha edeceksin- tekrar başa dönüyordun.

Her neyse. Bütün bunları istemsiz bir şekilde düşündüm. Saniyeler içerisinde.

Sonra düşündüm ve dedim ki.

Çizgili defterlerin hepsinin canı tek tek cehenneme.

Bana biraz X getirin.

To Tumblr, Love Pixel Union